İSTANBUL SÖZLEŞMESİ SONRASI EV İÇİ ŞİDDET

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on whatsapp
WhatsApp

PDF Formatında indirmek için tıklayınız

Hazırlayanlar

  • Burcu Narin
  • Hilal Karul
  • Yonca Cingöz

Sunuş

Bu rapor, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayanışma Ağı’nın (AĞ-DA) ‘‘Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilme Kararına Karşı Toplumsal Cinsiyet Temelli İnsan Hakları Mücadelesini Güçlendirmek” başlığı altında düzenlediği bir dizi etkinlik kapsamında, 13-14 Ağustos tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen atölyede ortaya konulan tespitler ve sonuçları kapsamaktadır. Sözleşme’nin hedef gösterilmesinden bugüne kadınlar ve LGBTİQ+’ların ev içinde maruz bırakıldıkları şiddetin farklı boyutlarını konu alan atölyeye, ev içi şiddetle mücadele ve İstanbul Sözleşmesi üzerine çalışan sivil toplum örgütü temsilcileri ve aktivistler katılmıştır. Bu atölyeler serisi, Civil Rights Defenders ve Humboldt Üniversitesi Center for Comparative Democracy’nin desteğiyle gerçekleştirilmiştir.

Çerçeve

2011 yılında Türkiye hükümeti öncülüğünde İstanbul’da imzalanan, Türkiye kadın hareketinin etkili lobi ve savunuculuk kampanyalarıyla 2013 yılında onaylanan İstanbul Sözleşmesi, geçtiğimiz yıllarda toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı bir grup tarafından genel ahlaka aykırı olduğu iddiasıyla ve LGBTİQ+’lara yönelik ayrımcı nefret söylemleri eşliğinde hedef haline getirilmiş; Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesi talebiyle siyasi iktidar üzerinde baskı kurulmuştur. Bu söylemler kısa sürede sonuç vermiş ve 20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye sözleşmeden çekildiğini açıklamıştır.

Türkiye’de yaşananlar tekil bir süreç olmayıp, Sözleşmeyi hedef alan kesim dünyadaki merkez sağ partilerin politikalarının beslediği insan hakları karşıtlığından ve toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlerden öğrenerek sözünü kurmakta, ilerlemektedir. Kürtaj hakkı özelinde dünyada ortaya atılan tartışmalar ağırlıkla kadınların kürtaj hakkını mevzuat ve uygulamada engellemeye yönelik “fetüsün yaşam hakkı” ile LGBTİQ+’lara yönelik nefret ve hak ihlallerini körükleyen, dini referanslara da sıkça başvurulan heteronormatif “aile değerleri” söylemleri etrafında kurulmaktadır. Bu söylem, toplumu ve aileyi korumanın en temel unsuru olarak kadın ve erkeğin ayrı doğalarına, toplumsal ve cinsel rollerine vurgu yapmaktadır. Böylece şiddet algısı tersyüz edilerek, kadınlara ve LGBTİQ+’lara yönelik şiddetin failleri mağdur olarak gösterilmekte, bu zeminde kutuplaştırma stratejileri üretilmekte, kampanyalar örgütlenmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de de İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet karşıtı söylemler, söz konusu küresel hareketin bir parçası olarak şekillenmektedir.

Gelişmeler, bizlere iktidar çevrelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı hamlelerinin İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması ile son bulmadığını, kadın ve LGBTİQ+ hareketlerine yönelik saldırıların devam edeceğini düşündürmektedir. İktidarın kadın ve LGBTİQ+ haklarına karşı politikalarını ve uygulamalarını ev içi şiddetle mücadele alanında da kullanmaya devam ettiğini, pandemi döneminde artan ve farklı boyutlar alan ev içi şiddete karşı önlem alma eğilimi olmadığını, Sözleşmenin öne sürdüğü kapsamın zaten gerisinde olan 6284 sayılı yasanın hükümlerinin ısrarla uygulanmadığını görüyoruz. Bu atölyeyi, Sözleşme karşıtı söylemlerin yükseldiği dönemden bugüne iktidar temsilcilerinin kadınların ve LGBTİQ+ hareketlerinin ev içi şiddetle mücadeledeki kazanımlarını tersine çevirmeyi amaçlayan, bu alanda sorumluluktan uzak durmanın yanı sıra ayrımcılık ve nefrete dayalı şiddeti teşvik eden söylemleri ve paralelindeki güncel uygulamaları gözden geçirmek, ittifaklar ve alternatif stratejiler oluşturmanın yolları üzerine birlikte düşünmek ve somut öneriler ortaya çıkarmak amacıyla yapmaktayız.

Skip to content